Dokümanlar
Platformdan Yeni ve İleri Bir Adım: Sağlık ve Sosyal Güvence için Bir Bildirge PDF Yazdır E-posta
Yazar Administrator   
Thursday, 05 August 2010

GÜVENLİ GELECEK İÇİN

SAĞLIK VE SOSYAL GÜVENCE HAKKI BİLDİRGESİ

A. SAĞLIK HAKKI

MADDE 1 Tüm insanlar için “sağlık ve sosyal güvence” doğuştan kazanılmış temel bir insan hakkıdır.

MADDE 2 Sağlık, sadece hasta veya sakat olmama hali değil, fiziksel, ruhsal ve sosyal açıdan tam bir iyilik durumudur. Sağlığın toplumsal belirleyicileri olarak siyasi, ekonomik, sosyal ve fiziksel faktörler (iş, yeterli ücret, eşitlik ve adalet, eğitim, konut, ulaşım hakkı vb) sağlık ve sosyal güvenceyi doğrudan belirler. 

 

Son Güncelleme ( Thursday, 05 August 2010 )
Devamını oku...
 
Platformdan Değerlendirme ve Çağrı PDF Yazdır E-posta
Yazar Administrator   
Thursday, 05 August 2010

 Güvenli Gelecek, Birleşik Mücadeleyle Mümkün Olacak!

Yaşadığımız özelleştirme, taşeronlaştırma, kamusal haklara yönelik saldırının nedeni emperyalist-kapitalist politikalardır. Bu politikaların en geniş kitleleri etkilediği alan sağlık ve sosyal güvenlikle ilgilidir.

İstanbul Herkese Sağlık Güvenli Gelecek Platformu (HSGGP) 2005 sonu ile Mayıs 2006 arasında birinci döneminin ardından Aralık 2007’de başlattığı ikinci dönemde, toplumun büyük çoğunluğunu ilgilendiren sağlık ve sosyal güvenlik alanındaki ticari dönüşüme karşı birleşik mücadele çağrısı yapmış, aradan geçen iki yıldan fazla süre içinde de emek dünyasının hesabına olumlu katkıda bulunmuştu. Platform İstanbul dışına da yayıldı.

HSGGP sendika, sağlık meslek örgütü, meslek odası, siyasi parti ve kurumlardan oluşan bileşenleriyle toplumu sağlık ve sosyal güvenlik alanında aydınlatmaya; bu konuda farkındalık yaratarak yasa tasarısına ve hükümete karşı emek dünyasını birleşik mücadeleye katmaya; mücadeleyi örgütlemeye çağırmış; örgütlemiş ve dönemi itibariyle de başarılı mücadeleler yürütmüştür.

Platformumuz sağlıkta dönüşüm politikalarının son aşamalarının da uygulamaya geçileceği önümüzdeki günlerde, daha da genişlemek ve yeni bir yol haritası oluşturmak üzere geçmiş sürecini değerlendirmiş; çıkardığı sonuçlar üzerinden ilgili kamuoyuna “yeni bir çağrı” yapma kararı almıştır. İçinde bulunduğumuz dönem ve yakın gelecek sermayenin emekçi sınıflara yönelik saldırı politikaları ve bu saldırıya karşı verilecek birleşik mücadeleyle belirlenecektir. Nitekim AKP hükümetinin “açılım” adı altında yaptığı bütün hamleler, emekçi kitleler açısından sosyal ve demokratik hak kayıplarının artmasına yol açmaktadır.

Devamını oku...
 
BİLEŞENLERİMİZİN DİKKATİNE PDF Yazdır E-posta
Yazar Administrator   
Friday, 04 June 2010

 Herkese Sağlık Güvenli Gelecek Platformu 9 Haziran Çarşamba günü saat 17.00'de İstanbul Tabip Odası'nda bir araya gelerek kendi mücadelesini değerlendirdiği metni ve Sağlık ve Sosyal Güvence Hakkı Bildirgesi Taslağını tartışacaktır.

Tüm bileşenlerimize duyurulur.

{tab=DEĞERLENDİRME}

Güvenli Gelecek, Birleşik Mücadeleyle Mümkün Olacak!

Yaşadığımız özelleştirme, taşeronlaştırma, kamusal haklara yönelik saldırının nedeni AKP hükümetinin ekonomide ve toplumsal yaşamda uyguladığı kapitalist politikalardır. Bu politikaların en geniş kitleleri etkilediği alan sağlık ve sosyal güvenlikle ilgilidir.

İstanbul Herkese Sağlık Güvenli Gelecek Platformu (HSGGP) 2005 sonu ile Mayıs 2006 arasında birinci döneminin ardından Aralık 2007’de başlattığı ikinci dönemde, toplumun büyük çoğunluğunu ilgilendiren sağlık ve sosyal güvenlik alanındaki ticari dönüşüme karşı birleşik mücadele çağrısı yapmış, aradan geçen iki yıldan fazla süre içinde de emek dünyasının hesabına olumlu katkıda bulunmuştu. Platform İstanbul dışına da yayıldı.

HSGGP sendika, sağlık meslek örgütü, meslek odası, siyasi parti ve kurumlardan oluşan bileşenleriyle toplumu sağlık ve sosyal güvenlik alanında aydınlatmaya; bu konuda farkındalık yaratarak yasa tasarısına ve hükümete karşı emek dünyasını birleşik mücadeleye katmaya; mücadeleyi örgütlemeye çağırmış; örgütlemiş ve dönemi itibariyle de başarılı olmuştur.

Platformumuz sağlıkta dönüşüm politikalarının son aşamalarının da uygulamaya geçileceği önümüzdeki günlerde, daha da genişlemek ve yeni bir yol haritası oluşturmak üzere geçmiş sürecini değerlendirmiş; çıkardığı sonuçlar üzerinden ilgili kamuoyuna “yeni bir çağrı” yapma kararı almıştır.

İçinde bulunduğumuz dönem ve yakın gelecek sermayenin emekçi sınıflara yönelik saldırı politikaları ve bu saldırıya karşı verilecek birleşik mücadeleyle belirlenecektir. Nitekim AKP hükümetinin “açılım” adı altında yaptığı bütün hamleler, emekçi kitleler açısından sosyal ve demokratik hak kayıplarının artmasına yol açmaktadır.

Emekçi sınıfların durumunu özetleyecek olursak:

1. 24 Ocak 1980 tarihli ekonomik önlem paketinin12 Eylül askeri darbesi eliyle uygulanmaya konmasıyla başlayan ve 30 yıldır bütün siyasi iktidarların uyguladığı “piyasa ekonomisi” en feci sonuçlarını vermeyi sürdürüyor. İşçi sınıfı bu saldırıya sessiz kalmıyor; nitekim 1989 Bahar Eylemlerinden sonra ikinci kez Tekel işçileri hakları için kitlesel bir karşı koyuşun yollarını arıyor.

Önceki hükümetler gibi AKP hükümetleri de “piyasa ekonomisi”nin en kararlı uygulayıcısı olarak kamu yararının ikinci plana atılması, kamu işletmelerinin yerli ve yabancı sermaye lehine tasfiyesi; kamu işletmelerinin özelleştirilmesi, kamusal hakların (eğitim, sağlık, sosyal güvenlik, ulaşım, konut vb. gibi) “kâr-zarar hesabı” üzerinden piyasaya açılması yönünde adım atmayı sürdürüyor.

Bu politikaların bir sonucu kamu hizmetlerinin niteliksizleşmesi ise, önemli bir diğer sonucu çalışanların hak kayıplarıdır. Taşeronlaştırma, güvencesiz ve sözleşmeli çalışma; kamu işçilerinin işsiz kalması, sendikasızlaştırma, esnek çalışma ve 4 C denilen kölelik düzeninin yerleştirilmesi bu sonuçlardan bazılarıdır.

Tekel işçileri eliyle kısmen ötelenen 4 C uygulaması, bu yıl içinde şeker ve enerjide kamu kuruluşlarının özelleştirmesiyle birlikte 120 bin işçinin daha ilave olmasıyla özelleştirme sonrasında işsiz kalan 150 bin işçi için “yeni istihdam” biçimine dönüşerek, işçilerin iş güvencesi, sendika, ücret kayıplarına yol açacaktır. Özelleştirme, taşeronlaştırma, sendikasızlaştırma, güvencesiz çalışma kamu işyerlerinde yaygınlaşırken, özel sektör işçileri çok uzun zamandır söz konusu çalışma koşullarında (esnek, güvencesiz, sendikasız, düşük ücretlerle, zorunlu mesai uygulamasıyla) çalışmaktadır. İşsizlik, düşük ücret, güvencesiz çalışma, sendikasızlaştırma, iş kazalarının artışı sermayenin saldırısının sonucunda ortaya çıkıyor.

2. Kapitalist saldırının en yaygın hissedildiği alanların başında “sağlık ve sosyal güvenlik” alanı gelmektedir. AKP’nin tüm çabalarına rağmen Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın tamamı, toplumsal tepki sebebiyle 7 yıldır uygulanmaya konamamış ancak “paran kadar sağlık” politikasında birçok adım atılmıştır.

Sağlıkta Dönüşüm Programının son aşamalarından biri olan Kamu Hastane Birlikleri Yasa Tasarısı ve Aile Hekimliği uygulaması, sağlık hizmetlerinin özelleştirilmesi ve ticarileştirilmesini kurumsallaştıracaktır. Ekim 2010 itibariyle İstanbul’da uygulamaya geçilecek olan Aile Hekimliği ile toplumun büyük kesimi sağlıkta özelleştirmenin sonuçlarını daha yakından hissedecektir. Sağlıkta Dönüşüm Programının bu etabında hastaneler ve sağlık hizmeti çıplak bir kâr-zarar hesabı üzerinden planlanarak, kâr esasına dayalı hizmet planları yapılacaktır; 150 bin sağlık çalışanının taşeronlarda ve güvencesiz koşullarda çalışması öngörülmektedir.

3. Sosyal politikalar alanı da sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda düzenlenmektedir. Reform adı altında yapılan bütün düzenlemeler, işçi sınıfının hak kayıplarına yol açmaktadır:

  • Emeklilik hakkının elde edilmesi için gerekli prim gün sayısının ve emeklilik yaşının artırılması
  • Kıdem tazminatının kaldırılması ya da 15 günle sınırlanması;
  • Özel İstihdam Büroları aracılığıyla “işçi simsarlığı”na olanak tanınması,
  • Sendikalar Yasası ile sendikal örgütlülüğün zayıflatılması
  • İşsizlik sigortasının uygulanmasındaki şartlar sebebiyle sınırlı sayıda (bir milyon 500 bin işsize) işsize uygulanması (fonun yüzde 5’i kullanılmıştır) bunlardan bazılarıdır.

İşsizlik Sigortası Fonu önceki Zorunlu Tasarruf Fonu, Konut Edindirme Yardımı gibi kullanılarak, sermayeye aktarılmaya çalışılıyor. 48 milyar TL’yi bulan İşsizlik Sigortası Fonu’nun faiz gelirinin bir kısmı (işsizlere ödenen miktarın 3 katı) bütçeye aktırılarak fonun etkin kullanımı önlenmektedir. Bütün çalışma biçimlerine egemen olan kuralsızlaştırma, piyasalaştırma politikaları AKP hükümeti eliyle İş Yasasına da konarak yasallaştırılmıştır.

4. Emekçilerin, işsizlerin, kadınların, emeklilerin, gençlerin kısaca toplumun büyük çoğunluğu için toplumsal yaşam düzeyinin düşürülmesi anlamına gelen sosyal politikaların bir diğer sonucu da taşeron çalışma biçimidir. Süreklilik ve deneyim gerektiren genel hizmetler (özellikle hastanelerdeki temizlik işleri), eğitim ve sağlık hizmetleri gibi alanlarda taşeron çalışma düzeni, geçici işçilik, sendikasız ve düşük ücretle iş güvencesi olmadan uzun saatler boyunca çalışma yaygınlaşmaktadır. Sağlıkta 200 bin taşeron işçiliğin, eğitimde 100 bin ücretli öğretmenliğin, yine eğitimde 3 aylık belirli sürelerle 470 bin hizmetli çalışanın varlığı demektir. PTT hizmetlerinin “özel statü” kapsamında bugüne kadar tanımı yapılmamış, tamamen keyfi ve kuralsız statüde çalışması gündemdedir.

İşsizlik ise, yüzde 15’lerde olup 5 milyon kişiyi geçmiş bulunurken, üniversite mezunlarının üçte ikisi işsizdir. Esnek çalışma ve işsizlik kapitalizmin iki belası olarak karşımızdadır.

Bu nedenle Platformumuz;

  • Hak kayıplarının tespiti ve açığa çıkartılması,
  • Ortak bir mücadele programının oluşturulması,
  • Güvenli gelecek mücadelesinin daha etkin ve örgütlü yapılabilmesi için platformun genişletilerek yeni bir çağrının yapılması yönünde adım atma kararı almıştır.

Platformumuz geçmiş sürece dair özetle şu değerlendirmeleri yapmıştır:

 1. Platformumuz daha önce olduğu gibi, bugün de mücadele ve örgütlenme çağrısını konuya duyarlı tüm kişilere, örgütlere, sendika şubelerine, diğer platformlara, sağlık ve meslek örgütlerine, siyasi partilere tekrarlıyor. Birleşik Mücadelenin örgütlenmesini amaçlıyor. Özelleştirmeye, taşeronlaşmaya, esnek çalışmaya karşı kadrolu, iş güvencesi olan, sendikalı ve yeterli ücretle çalışma hakkı mücadelesinin etkili olabilmesi için sendika, meslek odası, siyasi kurum ayrımı yapılmaksızın en geniş katılımla yan yana gelmeyi; hizmet verenler ile hizmet alanların birleşik mücadelesini birleştirmeyi amaçlıyor.

Bugüne kadar bütün emek bileşenlerini bir araya getirmek öncelikli görevlerimizden biri oldu; bugün de birleşik mücadeleyi örgütlemeye devam etme kararlığındayız. 

2. Birleşik mücadele fikri ne kadar önemli olursa olsun, söylendiği gibi kolay gerçekleştirilemiyor. Kuşkusuz birleşik mücadelenin gerçekleşememesinin birçok nedeni var: Sermayenin, AKP’nin ve kolluk kuvvetlerinin ekonomik güç, yasal düzenlemeler ve fiili engellemeleri yoluyla saldırıları bunun başında geliyor.

Ancak sendikaların harekete geçmekteki ataletleri, örgütler arasındaki protokol sıralamaları, işçi-kamu emekçi sendikaları arasında yan yana gelme isteğinin azlığı; talepleri ve mücadeleyi sürece yayma, farklılıkları öne çıkartma, siyasi örgütlerle yan yana gelmeme isteği vb. ile kısaca bürokratik mekanizmalar da birleşik mücadele önündeki engeller arasında sayılmalı.

Sendikalara benzer gerekçelerle kimi siyasal eğilimler de platformda yer almama; geçici sürelerle dâhil olma tutumu takınırken; bazı bileşenlerimiz yerellerde işbirliğinden kaçınma, ya da ortak hukuka uymama eğilimi içinde oldular.

Kuşkusuz platformun da 13-14 Mart iş bırakıp alana çıktığımız ya da 6 Nisan mitinginde olduğu gibi etkin değil; etkinliğimizin azalmış olması da katılımın sınırlanmasına yol açan bir diğer etken sayılabilir.

Bütün eksiklikler giderilerek birleşik mücadele fikrini küçülten, zayıflatan tutum ve davranışların çoğalmasına yol açılmamalıdır.

3. Platformun belki de en önemli özelliği karar alma hukukudur. Bütün bileşenlerini eşitler ilişkisi üzerinden tanımlayan platform, kararlarını oy birliğiyle almaya özen göstermiş; itiraz gelen konularda platformu karar almaya zorlamamıştır. Her örgütümüzün, bölgemizin, birimimizin büyüklüğüne bakmaksızın kıymetli olduğunu bilerek hareket etmiş olmamız da platform bileşenleri arasında güven ve dil birliği kazanılmasına yol açmıştır.

4. Platformumuz ekonomik kriz sebebiyle iş kazalarının, işten çıkartmaların artması karşısında duyarlı davranmış, kendi örgütlenme ve eylemleri dışında, gelişen işçi eylemleriyle “destek ve dayanışma” içinde olmuş, mücadelelerin genelleşmesi ve birleşmesi için çaba sarf etmiştir. Sağlık ve sosyal güvenlik hakkı mücadelemizi “Güvenli Gelecek” üst başlığa çıkartarak işçi mücadeleleriyle bağ kurulmasına çalışılmıştır.

Bileşenlerimizin yürüttüğü tekil işçi mücadelelerinin taleplerini bir üst başlıkta ortaklaştırarak ifade edip genelleştirmeleri suretiyle platformumuzu sürece dâhil etmeleri birleşik mücadeleyi geliştirecek bir tutum olacaktır. Platform olarak hedefimiz mücadeleyi genelleştirip bütün bileşenlerimizin ortak-birleşik mücadelesi haline getirmektir.

5. Platformumuz önümüze koyduğumuz hedefler için geçmişte olduğu gibi bugün de çağrı yapmayı yeterli görmeyen, bizzat sürecin kendisini örgütlemeyi, toplumsal ilişkilerimizi derinleştirerek geliştirmeyi; işyerlerinde, yerellerde, kent meydanlarında görünür kılarak bizzat mücadelenin birleştirici öznesi olmayı amaçlamaktadır. Ortak talepleri öne çıkartan bir tarzla hareket edildiğinde, bileşenlerimizin daha da genişleyerek sürece dahil olmasının olanaklarını yaratmamız mümkün olabilir; bütün bileşenlerimizin ortak kaygısı daha çok aktif bileşene ulaşabilmektir.

6. Belirli dönemlerde sendika ve oda genel merkezleriyle platformumuz arasında gerilimler yaşanmıştır. Merkez-yerel farkının altını bir kez daha çizmekte yarar var. Platformumuz İstanbul temelinde (yerel) oluşmuş bir platformdur; bu nedenle kendisini herhangi bir sendika merkezinin yerine koymak gibi bir iddiası bulunmamaktadır.

Platformumuz sendikaların iç sorunlarını platformumuza yansıtmalarına izin vermemiştir; bugüne kadar özen gösterdiğimiz gibi bundan sonra da alanda mücadele eden bütün bileşenlerimizi desteklemeye devam edeceğiz. Buna rağmen sendika merkezlerinin platformumuzla farklı düzeylerde ilişkisi olan kimi işçi ve kamu emekçileri sendikalarının şubelerine yönelik “hizaya sokma”, “şube kapatma”, “olağanüstü kongreye sürükleme”, “görevden alma” gibi olumsuz tutumlarına tanık olduk. Merkezlerin yerel örgütlere baskı yapmasını kabul etmemiz mümkün olmadığı gibi, bu gibi müdahalelerin olmamasına özen gösterilmesi konusunda daha kararlı olacağız.

7. Platformumuz sağlık ve sosyal güvenlik alanında yürüttüğümüz mücadelemiz sırasında olduğu gibi, çalışanları ve toplumu doğrudan ilgilendiren demokratikleşme tartışmalarında da emeğin taleplerini ifade etmekte kararlı olacaktır. 1 Mayıs’ta birleşik, kitlesel bir mücadeleyi desteklemek, konfederasyonların aldığı 26 Mayıs üretimden gelen gücü kullanma eylemini gerçekten uygulamak konusunda kararlı tutum alacaktır.

İlgili kamuoyunu, Güvenli Gelecek mücadelesini birlikte örgütlemek üzere yan yana gelmeye çağırıyoruz.

Herkese Sağlık Güvenli Gelecek Platformu / İstanbul

{tab=BİLDİRGE}

TASLAK

A. SAĞLIK HAKKI

MADDE 1
Tüm insanlar için "sağlık ve sosyal güvence" doğuştan kazanılmış temel bir insan hakkıdır.

MADDE 2
Sağlık, sadece hasta veya sakat olmama hali değil, fiziksel, ruhsal ve sosyal açıdan tam bir iyilik durumudur. Sağlığın toplumsal belirleyicileri olarak siyasi, ekonomik, sosyal ve fiziksel faktörler (iş, yeterli ücret, eşitlik ve adalet, eğitim, konut, ulaşım hakkı vb) sağlık ve sosyal güvenceyi doğrudan belirler.

MADDE 3
Etnik köken, dil, inanç, cinsiyet, cinsel yönelim, sınıf farkı gözetilmeksizin tüm insanların sağlıklı olup, sağlıklı kalabilmesi, sağlığını koruyup geliştirebilmesi, sağlığını kaybettiğinde ihtiyacı olan sağlık hizmetlerine ulaşma hakkı vardır. Bu hakkın kamusal güvence altında, zamanında, eksiksiz, öncelikli, nitelikli, yeterli ve onurlu biçimde ulaşabilir olmasında sorumluluk devlete aittir. Bunun için devlet, sağlığa ulaşabilmenin önündeki tüm engelleri ortadan kaldırmak için kamusal güçleri seferber etmek zorundadır.

MADDE 4
Sağlıkta verilecek kararların sadece ekonomik ölçütlerle ele alınıp planlanması kabul edilemez. Sağlık hizmetlerinin insani yönü göz ardı edilememelidir.

MADDE 5
Sağlığa ayrılan kaynaklar etkin ve verimli kullanılmalıdır. Hizmetler en iyi tıbbi kanıta dayalı, tıp ilkelerine göre planlanmalıdır.

MADDE 6
Sağlık alanında yapılacak planlamalarda çevre ve bireye yönelik koruyucu kamusal sağlık hizmetlerine öncelik verilmelidir.

MADDE 7
Sağlık hizmetlerinin planlanması ve yönetilmesinde bireylerin ve toplumun etkin katılımı sağlanmalıdır. Böylece sağlıkta alınacak tüm kararlar, birey ve toplum sağlığını önceleyen bir hedefle demokratik zeminde tüm tarafların katılımı ile belirlenebilir.

MADDE 8
Sağlık politikaları toplumsal yarar ekseninde şekillendirilmelidir. Bu amaçla

a) Sağlık örgütlenmesi, bölge tabanlı güçlü birinci basamak ve basamaklandırılmış sağlık hizmet sunumuna dayanmalıdır.

b) Sağlık finansmanı sağlık hizmetlerine erişimi kolaylaştırmalı, toplumsal eşitsizliklerden etkilenmemeli ve hak temeline dayanmalıdır.

c) Sağlık hizmet ortamlarında nitelikli ve uygun teknoloji, akılcı ilaç kullanımıyla bilimsel özerkliğe saygı gösterilerek sağlık alanında yapılacak araştırmalara kaynak sağlamalıdır.

d) Sağlık kurumları, hizmet alanların da içinde bulunduğu bağımsız kurul ve kuruluşlarca denetlenmelidir.

e) Toplum, sağlığın anlamı, hizmetlerin yapısı ve sağlığın korunması ile geliştirilmesi konusunda eğitilmelidir. Bu eğitimin bilimsel çerçevesini üniversiteler, meslek örgütleri, uzmanlık dernekleri, sendikalar ve toplumun etkin işbirliğiyle belirlemelidir.

MADDE 9
Nitelikli bir sağlık hizmeti için sağlık çalışanlarının niteliğinden bağımsız düşünülemez. Mesleki niteliğin korunması iyi bir eğitimin yanı sıra, sağlık çalışanlarının mesleki bilgi, beceri ve tutum düzeylerinin geliştirilmesiyle mümkündür.

Nitelikli ve çağdaş bir sağlık hizmeti için, ekip çalışması ve ortak başarının ödüllendirilmesi öncelenmelidir.

MADDE 10
Tüm alanlarda olduğu gibi, sağlık alanında da tam istihdam, iş güvencesi temel alınmalıdır; çalışanların tek bir işte, iş güvenceli ve grevli toplu sözleşmeli sendika hakkı ilkelerine göre çalışması sağlanmalıdır. Sağlık çalışanlarıyla sağlık hizmeti alanlar arasında güveni artırmaya dönük idari ve sosyal tedbirler almalıdır.

B. SOSYAL GÜVENCE HAKKI

MADDE 11

Sosyal Güvence ayrımsız bütün insanları kapsar. Çalışma, sağlık, emeklilik ve güvenli gelecek hakkının sürekliliğinin sağlanması demektir. "Çalışma Hakkı" temel bir insan hakkıdır; devlet herkese iş ve iş güvencesi sağlamakla; herkese sağlık, emeklilik hakkı, insanca yaşayacak ücret ve emekli aylığı; genel sağlık hakkına ulaşabilme güvencesi bir bütündür; sosyal güvencenin temel bileşenleridir.

MADDE 12

Sosyal Güvence kişilerin insanca bir yaşam seviyesinde hayatlarını sürdürebilmelerinin güvence altına alınmasını içerir. Sosyal Güvence, siyasal (kapsam), ekonomik (finansman) ve fiziki koşulların (kurumsal yapı, norm ve standart birliği) düzeyiyle belirlenir. Sosyal Güvenceye sahip olmanın yasal ve anayasal açıdan zorunlu tutulması yetmez, yeterli kamu kaynağı ve bütçe ayrılması da gerekir. Sosyal güvenlik için kamudan aktarılacak kaynak "açık" ya da "kara delik" olarak ele alınamaz; sosyal güvence yalnızca ekonomik ölçütlerle (kâr-zarar açısından) değerlendirilemez.

MADDE 13

Sosyal Güvence hakkına sahip olmak en azına razı olmaya, "sigortalı olmak" durumuna indirgenemez. İşsizlik karşısında iş sahibi olmaya; iş sahibi olmayı insanca yaşayacak asgari ücrete ya da sigortalı olmaya, sigortalı çalışanları iş güvencesine, yeterli ücret alanları sendika hakkına göre ölçemezsiniz. Tüm çalışanlara insanca emeklilik hakkı; emeklilere yeterli emekli aylığı; herkes için sağlık hakkında yeterli seviyeye ulaşmak gereklidir.

MADDE 14

Sosyal Güvence toplumun önemli bir kısmını kapsarken, diğer önemli bir kısmını da kapsam dışı tutmaktadır. 21 milyonu geçen "çalışabilir nüfus"un yarıya yakını (yüzde 43 - 9 milyon kişi) Sosyal Güvenlik Kurumu'na kayıtlı değildir. Sosyal Güvencenin birinci basamağı sayılacak olan "sigorta" hakkının denetimi önemlidir. Sigortalı çalışmanın denetimi yalnızca bakanlığa, yargıya ya da iş müfettişlerine bırakılamaz; sendikaların ve toplumun denetimine olanak verecek düzenlemeler gereklidir.

MADDE 15

Sosyal güvencenin finansmanında hükümet, işveren ve işçi payları arasındaki eşitsizliğin işçi-çalışanlar lehine giderilmesi gereklidir. Vergi ödemenin yanı sıra sigorta primi, işsizlik fonu ödeyen; düşük ücret alan ve/veya emekli aylığı alan çalışanların büyük çoğunluğunun sağlık hakkına ulaşabilmesi için katılım payı, ilave ücret ödemesi; eğitim, ulaşım, konut hakkından ticaret kurallarıyla ulaşabilmesi, emek dünyasının insanca yaşam seviyesini düşürmekte, sosyal hayatın dışına sürüklemektedir. Bu kabul edilemez duruma son vermek için mevcut dengelerin değiştirilmesi gerekir.

MADDE 16

Sosyal Güvence sigorta hakkına indirgenmiş olması sebebiyle işsizlik durumu sosyal güvence hakkına ulaşmayı engellemektedir. İş Güvencesinin koşulsuz uygulanması sağlanmalı, İşsizlik Fonu tüm işsizler için kullanılmalıdır. Kayıt dışı çalışma da sosyal güvencesizliğin nedenidir. Herkese iş, sigorta hakkı; işyerlerinin denetimi güvence için zorunludur.

MADDE 17

Sosyal Güvence yalnızca çalışan kişi üzerinden ele alınamaz. Kişinin bakmakla yükümlü olduğu yakın çevresiyle, ailesiyle birlikte ele alınması gerekir. Asgari ücret, emekli aylığı gibi genel olarak ücretler, sosyal haklar bir bütündür. Her hangi birinde yaşanan gerileme diğerlerini de etkilemektedir. Güvencenin ekonomik boyutu çalışan kişiyle sınırlanamaz. İnsanca yaşam düzeyinde bir ekonomik düzeye sahip olmak sosyal yaşamın temel koşuludur.  

MADDE 18

Sosyal Güvenceye dair politikaların belirlenmesinde tek yanlı karar verilmesi sebebiyle tek taraflı belirlenme yapılarak toplumsal eşitsizlikler daha da derinleşmekte, sosyal güvence piyasa kanunlarınca belirlenir olmaktadır. Karar süreçlerinin adil olabilmesi için toplumun, sendikaların karar süreçlerine katılımının sağlanması gereklidir.

MADDE 19

Sosyal Güvence kamusal bir hak olarak, hizmetin sağlanması, düzenlenmesi ve denetimi belirleyici önemdedir. Özelleştirilemez, piyasaya açılamaz. Toplumsal eşitsizlikler sebebiyle toplumun bütünü için sosyal güvencesizlik sağlanmasına yol açan özel sigorta, emeklilik, sağlık sisteminden vazgeçilmeli, "paran kadar güvence" politikası toplum yararı için terk edilmelidir.

MADDE 20

Toplumsal eşitsizliklerin varlığı koşullarında insanca yaşam için gerekli olan sağlık sistemi ve sosyal güvence için toplumun, sendikaların, meslek odalarının karar süreçlerini katılımı sağlanmalı; yeterli kaynak ve bütçe devlet ve sermaye kesimlerinden sağlanmalı, özelleştirme politikalarına son verilerek, herkese iş, iş güvencesi, sigorta, sendika olanakları artırılmalıdır.

{/tabs}

Son Güncelleme ( Friday, 04 June 2010 )
 
SOSYAL SİGORTALAR VE GENEL SAĞLIK SİGORTASI KANUNU PDF Yazdır E-posta
Yazar Administrator   
Wednesday, 16 January 2008

SOSYAL SİGORTALAR VE GENEL SAĞLIK SİGORTASI KANUNU

     Kanun No. 5510
     Kabul Tarihi: 31/5/2006

     Resmi Gazete
     Tarih: 16.06.2006
     Sayı : 26200
BİRİNCİ KISIM
Amaç, Kapsam ve Tanımlar

     Amaç
     MADDE 1-
Bu Kanunun amacı, sosyal sigortalar ile genel sağlık sigortası bakımından kişileri güvence altına almak; bu sigortalardan yararlanacak kişileri ve sağlanacak hakları, bu haklardan yararlanma şartları ile finansman ve karşılanma yöntemlerini belirlemek; sosyal sigortaların ve genel sağlık sigortasının işleyişi ile ilgili usûl ve esasları düzenlemektir.

     Kapsam
     MADDE 2-
Bu Kanun; sosyal sigortalar ile genel sağlık sigortasından yararlanacak kişileri, işverenleri, sağlık hizmeti sunucularını, bu Kanunun uygulanması bakımından gerçek kişiler ile her türlü kamu ve özel hukuk tüzel kişilerini ve tüzel kişiliği olmayan diğer kurum ve kuruluşları kapsar.

    

Son Güncelleme ( Wednesday, 16 January 2008 )
Devamını oku...
 
Herkese Sağlık Güvenli Gelecek Platformu